Eki
25
Modern toplumda, aşırı yiyecek yaratmanın yanı sıra, pek çok besini de rafine ederek ve doğal halinden sistemimizle bambaşka bir şekilde etkileşen hallere getirecek biçimde işleyerek doğasını değiştiriyoruz. Bu, karbonhidratlı yiyeceklerde daha da büyük sorun yaratıyor. Lida burada devreye giriyor. İçeriğindeki değişmeyen formülü ile sizlere zahmetsizce zayıflamanın kapılarını açıyor. Tahılları oldukları gibi yemek kavurarak, kaynatarak ya da doğrayıp kıvamlı bir çorba gibi pişirerek yerine onları una çevirerek lifli kabuklarını ve yağ zengini özlerini atıyoruz. Toz haline getirilen bu nişasta hızla sindirilerek kan şekerinde fırlamaya ve ensülin salgılanmasında kabarmalara neden oluyor. Bu da zamanla tutumlu genleri olanlarda bu hormona karşı hassasiyet kaybına yol açıyor. Unun beyaz ekmek, “tam buğday” ekmeği, gevrek, ince dilim, kraker, kurabiye ya da pizza olarak pişirilip pişirilmediği önemli değildir. Bunların hepsi toz haline getirilmiş nişastadır ve sindirim enzimlerinin çalışması için muhteşem bir alana sahiptirler ve hızla kan şekerine dönüşürler. Ve kuşkusuz, artık gıdalar çok uzak atalarımızın pankreaslarının hiç bilmediği bir şey olan şekerle doludur. Onlar şekeri yalnızca olgun meyvelerden ve bal peteğinden alıyorlardı. Bizse hemen her yemekte, özellikle de mısırdan yapılmış ucuz tatlandırıcılarla lezzetlendirilmiş yiyecek ve içeceklerden alıyoruz. Beslenme tarzındaki bu değişim ise glikasyon ve AGE oluşumunu kolaylaştırıyor.
Atkins diyeti taraftarı değilim, ama obezite de karbonhidratın rolüne dikkatleri çektiği için Dr. Desantes’e teşekkür etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Yıllardır geleneksel doktorlar başlıca beslenme suçlusu olarak yağa odaklanıp kaldılar. Yağ tüketimini kesmemizi söyleyerek yedikleri karbon-hidratlı yiyeceklerin miktarına ve çeşidine aldırmaksızın sayısız insanı düşük yağ oram içeren rejimlere soktular. O sırada, gıda üreticileri düşük yağ kervanına katılarak pazarı yağsız ve yağı azaltılmış ürünlerle doldurdular. Ve bu sırada bizler şişmanlayıp durduk.
Sonuç olarak, doktorlar ve diyetisyenler arasında, tıpkı iyi ve kötü yağlar olduğu gibi iyi ve kötü karbonhidratlar da olduğu konusunda bir farkındalık başladı. Kötü karbonhidratlar rafine edilmiş, sisteme yüksek bir glisemik yük getiren hızla sindirilenler.
ŞİŞMANLIKTA BESLENME ŞİŞMANLIK:
Şişmanlıkta beslenmeyi anlatmadan evvel şişmanlık nedir? Onu Öğrenmekte yarar vardır. Vücudumuzda daima belirli bir ölçüde yağ dokusu vardır. Yağ dokusu kaslar arası, bağırsaklarımız ve böbreklerimiz, kalbimiz etrafında, akciğerlerimizin ortasında ve deri altında vücudumuza güzel bir şekil verecek nitelikte orantılı, düzenli bir şekilde bulunur. Ağırlık olarak miktarı vücut ağırlığının %20 si kadardır. Yani 70 kilo gelen bir insanda 14 kilo yağ dokusu bulunur. Yağ dokusu birçok organlarımızın yerinde sabit kalmasına yardım eden bir istinat dokusudur. Bu dokulardan yine Lida ile kurtulabiliriz. Deri altımızdaki yağ dokusu vücudumuzu aşırı sıcak ve soğuktan da korur. Aynı zamanda bu yağlar yedek bir kalori deposudur da… Uzun süren açlık hallerinde vücut şeker depolarını bitirdikten sonra bu yağları da yakarak yaşamını sürdürür. Yağ dokusunun vücudumuzdaki dağılışı, erkek ve kadında başka başkadır. Erkeklerde yağ dokusu vücutta simetrik ve eşit olarak kadınlarda ise kalçalar, göğüs, boyun ve bacaklarda fazlaca bulunur. Erkeklerde şişmanlama evvelâ karın, boyun ve kollarda oluşur. Sonra bacaklara geçer. Kadınlarda ise karın, göğüs, kalçalar ve bacaklardan başlar.
Yağ dokusu, besinlerle aldığımız ve vücut hareketlerimizle enerjiye dönüşemeyen fazla yağ ve şekerlerden oluşur. Yediğimiz fazla proteinler çok az miktarda yağ dokusuna dönüşebilir. Görünürde hareketsiz gibi duran bu yağ dokusundaki yağların da gerçekte tam bir hareket ve dolaşım halinde bulunduğu yapılan çok ince araştırmalardan sonra anlaşılmıştır. İşte bu yağ dokumuzun normalden çok fazla bulunmasına şişmanlık diyoruz. Çok azdan, çok fazlaya kadar çeşitli derecelerde olabilir. Birçok şişmanlarda deri altı yağının kalınlığı 10 santimetre kadar olabilir. Normalde bu kalınlık 2–2,5 santimetredir. Şişmanlık en fazla 40 yaşından sonra çoğunlukla kadınlarda görülür.
Eki
24
KONSERVELER VE BESİN DEĞERLERİ
Konserve yabancı bir kelime olup saklamak, korumak, muhafaza etmek anlamına gelir. Biliyoruz ki, besin maddeleri zamanla bozulur, çürür, ekşir ve kokuşurlar. Böyle besinlerin yenilmesi de sağlığımız bakımından sakıncalı ve zararlıdır. İşte yiyeceklerimizi bozulmadan koruyan teknik metodlara KONSERVECİLİK, bu şekilde bozulmadan korunmuş besinlere de KONSERVE lenilir.
YİYECEKLERİN BOZULMA TÜRÜ :
Yiyeceklerimiz şekerler, yağlar, proteinler gibi bozulabilen 3 tür elementten yapılmıştır. O halde 3 türde bozulma vardır.
1 Şekerli besinler, mayalanarak ekşirler. Bu suretle ya sirke ya da, şaraba dönüşürler.
2 Yağlar ise acırlar.
3 Et, süt, yumurta, baklagiller gibi proteinli besinler ise kokuşurlar. Çok fena koku çıkarırlar. Sağlığımız için en tehlikelisi de işte budur. Fakat pişirdiğimiz bir yemekte ekseriya hem nişasta, yani şeker, hem yağ ve hem de proteinli besinler bulunacağı için, bir yemek bozulacak olursa bu 3 şekilde görülür.
YİYECEKLERİMİZİN BOZULMA SEBEPLERİ:
Ana neden Mikroplardır. Değişik mikroplar nasıl ki bizleri çeşitli türde hasta yapabiliyorlarsa, yiyeceklerimizi de bunun gibi, ekşitip, acıtıp, kokuşturabilmektedirler. Yani yiyeceklerimizin bu şekilde bozulmasına, birer besin hastalığıdır da diyebiliriz. Mikropların varlığının keşfi 1860 yılında yani, bundan 136 yıl evvel Fransız doktoru Pasteur tarafından gerçekleştirilmiştir. Pasteur mikropların insanları hasta yaptığı gibi, yiyeceklerimizi de ekşitip, acıtıp, kokuşturmak suretiyle bozabileceğini bildirmiş ve bu görüşünü deneylerle isbatlamıştır. Şu halde yiyeceklerimizi mikroplarından arındırabilirsek, bozulmalarını önleyebileceğiz demektir. İşte modern konserveciliğin temeli ilk defa 136 yıl evvel Pasteur tarafından bu şekilde atılmış ve gelişerek bugünkü halini almıştır.
İLKEL KONSERVECİLİK:
İnsanlar yiyeceklerimizin gerçek bozulma nedenini bilmedikleri, yani mikropların keşfinden evvel de, yiyecekleri koruyabilmek için bir çok usuller bulmuşlar ve uygulamışlardır. Bunları şöylece sıralayabiliriz: Kurutma, tuzlama, tütsüleme, mayalama, turşu, salamura, pestil, kavurma, sucuk, pastırma yapma ve derin su kuyuları gibi serin yerlerde saklama.
KONSERVE KULLANIMI VE LİDA:
Konserve kullanımı, hiç bir zayıflama periyodunda tavsiye edilmediği gibi, Lida kullanıcılarına da tavsiye edilmemektedir. Bunun nedeni ise, saklama koşulları sebebiyle konserve gıdaların çok aşırı yağ toplayıcı özelliği olmasıdır. Pişirilme safhasında konserve gıdaların topladığı yağ miktarı, taze gıdalara göre % 60 daha fazla olabiliyor. Bu ise sizin zayıflama periydunuzu olumsuz yönde etkileyebilir.
Eki
23
“Bir doktor bir hastalığı ancak kendisi geçirmişse gerçekten tedavi edebilir.” der. Tümüyle aynı görüşte olmasam da kendi hastalık dönemimden büyük bir ders çıkardım. Önceleri sağlıklı olan doktor, hastalığa yakalandığında bu deneyiminden çok şey çıkarabilir.
Geleneksel tıbbın temel ilkelerine bağlıydım ve doğal olarak geleneksel tıbbın bütün olanaklarını denedim. Büyük bir düş kırıklığı içinde hiç bir acımı dindiremediğimi gördüm. Astımım, böbrek ağrılarım ve önemli sayılacak kilo fazlalığım vardı. Hastalık nedenleri ve tedavisi üzerine köklü teorileriyle kafamda şimşekler çakmasına neden olan, kimya ile yakından ilgili bir doktora rastladım.
Aramızda geçen tartışmalar beni öylesine aydınlattı ki artık izleyeceğim yolu seçmiştim. Ona rastlamadan önce beslenme sorunun vitamin haplarıyla çözümlenebileceğini düşünürdüm. Bu konuda daha derin incelemelere koyuldum ve kısa bir süre sonra hem diyetimdeki yanlış uygulamaları düzelttim hem de aldığım bütün ilâçları bıraktım. Yanlış beslenmenin kötü etkilerinden ve zararlı ilâçlardan kurtulduktan sonra vücudumdaki rahatsızlıkların bir daha geri dönmemecesine yok olduklarını gördüm. Kilom 105′ten 68′e indi. daha sonra yeniden 75 kiloya çıktım ve bir daha da değişmedi. Ve bu kiloyu boyuma ve kemik yapıma en uygun kilo olarak görmekteyim. Ne tür bîr rejim yapmıştım? Hangi mükemmel yiyecekler beni sağlığıma kavuşturdu? Lida’ nın etkisi olmuş muydu? Ne zaman bir hastama kendi deneyimimi anlatacak olsam, bana bu soruları sorar.
Sanırım siz de bilmek istersiniz yanıtı. Koşullar kişiden kişiye değişiklik gösterdiğinden, benim burada her şeyi sıralamama gerek yok. Herkesin kendine uygun, kendi gereksinimleri doğrultusunda bir program uygulaması gerekir. İşte bu yüzden kendi durumumu başkalarının durumuna benzetmek ve aynı tedavileri uygulamaya kal kısmak kötü sonuçlara yol açabilir. Doktorlar bile, özellikle enerjimi ve son derece sağlıklı olmamı kıskanarak, uyguladığım rejim konusunda beni sık sık sorguya çekerler. Size kesin olarak neleri yemek zorunda olduğunuzu söyleyemem, ancak sağlığınızı koruyabilmeniz ya da ona yeniden kavuşabilmeniz için gerekli genel kuralları önermeyi düşünüyordum. Bu kuralları kendi özel durumunuza uygulayabilirsiniz. Çünkü doğru beslenme yalnızca sağlığın gereği değil aynı zamanda bir yaşama biçimidir.
Beslenme alışkanlıklarında basit reformlar yaparak elde ettiğim başarılı sonuçlar, geleneksel tedavi yöntemlerini uygulayan bir doktorun gözünde, daha yarım yüzyıl öncesine kadar, anlaşılması zor şeylerdi. Birinci Dünya Savaşını izleyen yıllarda benim rejime ve Lida’ ya verdiğim önemi doktorların çoğu paylaşmadı. Reçetelerini yazmakla meşgul olan bu doktorlar Peter Marc Latham’ın şu sözlerini unutmuşlardı: “Deneyimlerimize dayanarak şunu biliyoruz ki hastalıklar, özellikle de beslenmeden kaynaklanan hastalıklar, uygun bir rejimle hızla iyileştirilebilirler.” Bilimsel alanda son 50 yılda büyük gelişmeler sağlanmışsa da , bu gerçek günümüzde geçerliliğini hâlâ sürdürmektedir.
PLATON,”Bir doktor bir hastalığı ancak kendisi geçirmişse ger¬çekten tedavi edebilir.” der. Tümüyle aynı görüşte olmasam da ken¬di hastalık dönemimden büyük bir ders çıkardım. Önceleri sağlıklı olan doktor, hastalığa yakalandığında bu deneyiminden çok şey çı¬karabilir.
Geleneksel tıbbın temel ilkelerine bağlıydım ve doğal olarak ge¬leneksel tıbbın bütün olanaklarını denedim. Büyük bir düş kırıklığı içinde hiç bir acımı dindiremediğimi gördüm. Astımım, böbrek ağ¬rılarım ve önemli sayılacak kilo fazlalığım vardı. Hastalık nedenle¬ri ve tedavisi üzerine köklü teorileriyle kafamda şimşekler çakmasına neden olan, kimya ile yakından ilgili bir doktora rastladım.
Aramızda geçen tartışmalar beni öylesine aydınlattı ki artık izle¬yeceğim yolu seçmiştim. Ona rastlamadan önce beslenme sorunun vitamin haplarıyla çözümlenebileceğini düşünürdüm. Bu konuda da¬ha derin incelemelere koyuldum ve kısa bir süre sonra hem diye-timdeki yanlış uygulamaları düzelttim hem de aldığım bütün ilâçları bıraktım. Yanlış beslenmenin kötü etkilerinden ve zararlı ilâçlardan kurtulduktan sonra vücudumdaki rahatsızlıkların bir daha geri dön-memecesine yok olduklarını gördüm. Kilom 105′ten 68′e indi. da¬ha sonra yeniden 75 kiloya çıktım ve bir daha da değişmedi. Ve bu kiloyu boyuma ve kemik yapıma en uygun kilo olarak görmekteyim. Ne tür bîr rejim yapmıştım? Hangi mükemmel yiyecekler beni sağlığıma kavuşturdu? Ne zaman bir hastama kendi deneyimimi an¬latacak olsam, bana bu soruları sorar.
Sanırım siz de bilmek istersiniz yanıtı. Koşullar kişiden kişiye de¬ğişiklik gösterdiğinden, benim burada her şeyi sıralamama gerek yok. Herkesin kendine uygun, kendi gereksinimleri doğrultusunda bir program uygulaması gerekir. İşte bu yüzden kendi durumumu baş¬kalarının durumuna benzetmek ve aynı tedavileri uygulamaya kal kısmak kötü sonuçlara yol açabilir. Doktorlar bile, özellikle ener¬jimi ve son derece sağlıklı olmamı kıskanarak, uyguladığım rejim konusunda beni sık sık sorguya çekerler. Size kesin olarak neleri yemek zorunda olduğunuzu söyleyemem, ancak sağlığınızı koruya¬bilmeniz ya da ona yeniden kavuşabilmeniz için gerekli genel ku¬ralları önermeyi düşünüyordum. Bu kuralları kendi özel durumunuza uygulayabilirsiniz. Çünkü doğru beslenme yalnızca sağlığın gereği değil aynı zamanda bir yaşama biçimidir.
Beslenme alışkanlıklarında basit reformlar yaparak elde ettiğim başarılı sonuçlar, geleneksel tedavi yöntemlerini uygulayan bir dok¬torun gözünde, daha yarım yüzyıl öncesine kadar, anlaşılması zor şeylerdi. Birinci Dünya Savaşını izleyen yıllarda benim rejime ver¬diğim önemi doktorların çoğu paylaşmadı. Reçetelerini yazmakla meşgul olan bu doktorlar Peter Marc Latham’ın şu sözlerini unutmuş¬lardı: “Deneyimlerimize dayanarak şunu biliyoruz ki hastalıklar, özellikle de beslenmeden kaynaklanan hastalıklar, uygun bir rejimle hızla iyileştirilebilirler.” Bilimsel alanda son 50 yılda büyük geliş¬meler sağlanmışsa da , bu gerçek günümüzde geçerliliğini hâlâ sür¬dürmektedir.
Eki
22
Lida ile tanışmış kişiler için çiğ sebze ve meyvelerde bulunan sıvı maddenin iyileştirici gücü yeni bir keşif değil. Tıbbın babası olarak bilinen Hipokrat, belki de en çok “bırakın ilacınız gıdalar olsun” deyişiyle hatırlanır. Ve servetinize bahse girebilirsiniz ki, gıda derken hamburger ve patates kızartmalarını kastetmiyordu! “Bırakın gıdalarınız ilacınız olsun” derken o sadece her derde deva doğal gıdalardan bahsediyordu. Lida gibi ekstreler yanında bunu derken asıl demek istediği “Bırakın gıdanın özsuyu ilacınız olsun”du.
Taze sıkılmış sebze suları hemen hemen bilinen bütün hastalıkları iyileştirmek ve önlemek için kullanılmaktadır. Max Gerson MD, 50 kanser hastasını meyve sebze suyu terapisine soktuğunda hepsinin de onun bu doğal ve nazik tedavisi ile iyileştiğini görmüş. Özsuyu kanseri tedavi eder demiyorum ya da Gerson terapisinin herkeste işe yarayacağını söylemiyorum, sadece bu özsuyu deneyinin gerçekten dikkate değer sonuçlar ortaya koyduğunu vurguluyorum. (Bu konuda daha fazla bilgi edinmek için Gerson’ın Kanser Terapisi: 50 Vakanın Sonuçları adlı kitaba bakabilirsiniz.)
Max Gerson, hücrelere hayat vermek, hastalıkları iyileştirmek ve önlemek için taze sıkılmış meyve sebze sularını kullanan tek kişi değildi. Ünlü Bircher Benner Kliniği’nin kurucusu Dr. Bircher Benner da, çiğ özsuyuna odaklanmış ve şöyle demiştir: “Yeryüzünde yeşil özsuyundan daha şifalı bir şey yoktur.” Benim özsuyu konusunda bir başka büyük akıl hocam da Jay Kordich’tir. O Amerika’nın özsuyu adamıydı ve “Yeryüzünde bütün hayat bitkinin yeşilinden yayılır” deyişiyle bilinir.
Dr. Norman Walker hastalığı iyileştirmenin ve önlemenin, aynı zamanda da vücudu atıklardan arındırmanın bu zamana kadarki en etkili yolunun her gün birkaç bardak taze sıkılmış sebze suyu içmek olduğuna inanmıştı. Ross Mansergh, Dr. Walker’la aynı fikirde olanlardan biriydi. O, taze sıkılmış meyvesebze sularının kanseri tamamen tedavi ettiğine yüzde yüz inanıyordu. Ona kanser teşhisi konduğunda, iyileşmek için geleneksel tıbbi tedavi yerine meyvesebze sularını seçti. Her hafta 34 kilogram havuç, 27 kilogram elma, altı kırmızılâhana ve 11 kilogram pırasanın özsuyunu içti. Kendi sözleriyle: “Kanseri yenmenin en iyi yolu vücudu daha fazla zehirlememek ve onu doğru gıdalarla beslemektir.”
Siz değerli Lida müdavimlerine de saf meyve sularını tüketmenizi tavsiye ediyoruz. Kola, kahve gibi kafein yüklü içeceklerden uzakta durun!
Eki
21
Kişiyi arzuladığı vücudu ve enerji seviyesini elde etmekten alıkoyan hiçbir şey yok! Bahaneler hariç. Bu yazıyı okuyorsunuz, çünkü sağlığınız, formunuz ve vücudunuzun görünümü hususunda %100 mutlu değilsiniz. Gerçek şu ki, arzuladığınız vücut ve enerji seviyesini elde etmek için gereken adımları hemen şimdi atmanız ve Lida kullanmaya başlamanız konusunda sizi durduran hiçbir şey yok. Hiçbir şey, sadece… bahaneler!
Aslında, kilo vermek ve sağlıklı olmak için tasarlanmış çoğu diyet/program, en azından fiziksel düzeyde işe yarıyor. Fakat bu lida ile desteklendiğinde net sonuçlara ulaşabiliyorsunuz. Daha az yer ve daha çok egzersiz yaparsanız sonuç genelde kilo vermek oluyor – uzay bilimi değil! Aynı şekilde, kilo almak isteyenler de, doğru kas yapıcı gıdalardan daha fazla yiyerek ve düzenli ağırlık kaldırma programları uygulayarak, başarıya ulaşıyor. Eğer doğru kilodaysanız, ancak enerji seviyeniz yerlerde sürünüyorsa, o zaman taze yiyecek ve içecekler tüketmenin ve bir dolu egzersiz yapmanın, sizi daha enerjik hissettireceğini bilirsiniz sağduyu diploması sahibi olmaya gerek yok.
İnsanların yağsız ve sağlıklı bir vücuda ve salim bir akla sahip olmak için neler yapmaları gerektiğini bilmediklerinden değil. Sadece korkuya bağlı olarak, neden şu anda yapamayacaklarını milyonlarca bahaneyle açıklarlar. Ardı ardına bahaneler sıralarlar, ben buna “ama sendromu” diyorum. “Ama yapamam çünkü… çok yaşlıyım.” “Ama yapamam çünkü… zamanım yok.” “Ama yapamam çünkü…vs. vs. vs.”
Ama sendromundan çekenler genellikle büyük sonuca erişir – Büyük kalçalar ve göbekler! “Ama çünkü” bahaneleriniz ne olursa olsun, sizi asıl istediğinize erişmekten alı koyar, ama garanti ederim ki, boş sözlerdir. Zaten bu bahanelerin hiçbiri, incir çekirdeğini doldurmaz.
Büyük kalçalara ve göbeklere SON vermenin tek yolu Amalara bir SON vermektir!
Bu bölümü okurken lütfen, sadece size uyan bahanelere bakma hatasını yapmayın. Bunu yapmak, en önemli Lida talimatlarına aldırmamak olur. Eğer henüz özel bir bahane bulamadıysanız, göreceksiniz ki bunu yakın gelecekte yapabilirsiniz. Boşa zahmet etmeden, bizi takip edin.
Eki
19
Diyet yiyeceklerini özenerek hazırlayarak, baharat ve yağsız soslar kullanarak lezzetli hale getirebilirsiniz. Tek gıdaya dayalı diyetler sıkıcıdır ve tiksinti verir. Daha sonra kilo alımına sebep olur. Besin değeri yetersiz olacağı için sağlık problemleri ortaya çıkar. Bilimsel diyet formüllerine itibar edin etrafta cahilce bilinçsizce size tavsiye edilen diyetlere itibar etmeyin. Vücudunuzun ihtiyacı nedir öğrenin. Diyetler, kiloya, boya, yapılan spora ve kas yoğunluğuna göre ayarlanmalı ve zamanla değiştirilmelidir.
Suyun Zayıflamadaki Önemi
Alman bilim adamları yaptıkları çalışmalar sonucunda su içince susuzluğumuzu gideriyor, midemizi doldurarak acıkma hissimizi azaltıyor ve kilo vermemize yardımcı oluyor. Su içince metabolizma hızımız artıyor ve %25-30 daha fazla enerji yakıyor. Günlük yeterli miktarda su içersek yılda 2,4 kg yağ kaybettiriyor. Uzmanlar soğuk suyun daha fazla kalori yakılmasına sebep olduğunu söylüyor.
Diyet Yapan Kişi Neleri Yemelidir Ve Yememelidir
Yağsız et, yumurta, beyaz et, az yağlı ve tuzsuz peynir, lahana, havuç, kuşkonmaz, kepekli ekmek, portakal, marul, soğan, sarımsak, greyfurt, kiraz, ıspanak yemeği ve salatası, yoğurt, patates, enginar ve yağlardan öncelikle zeytinyağı sonra diğer sıvı yağlar yenmelidir. Yağsız veya az yağlı çorbalar, nar suyu ve şalgam içilir. Şekersiz açık çay, kahve, nescafe, ıhlamur, ada çayı, maden suyu, yağsız et suları içilmeli, sirke, salça, hardal ve yapay tatlandırıcılar kullanılmalı, tuz ve tüm baharatlar sınırlı yenmelidir. Hamur işleri, buğday ekmeği, yağlı etler, yağlı peynirler, sucuk, salam, sosis, meşrubatlar, bakliyatlar ve yağlardan katı yağlar ya hiç yenmemeli veya azaltılmalıdır. Çay şekeri, şekerlemeler, reçel, marmelat, bal, pekmez, dondurma ve şurup, çikolata ve helva çeşitleri, hazır meyve suları, şekerli içecekler ( meşrubatlar), alkollü içecekler, şekerli kurabiyeler, pastalar ve tatlılar, katı yağlar (tereyağ, margarin, kuyruk yağı, iç yağı ), sakatatlar ( karaciğer, beyin, böbrek, dil, dalak, işkembe, kokoreç), kızartma, kavurma ve sos ilave edilmiş yiyecekler, sucuk, pastırma, kaymak, krema diğer bazı yiyecekler ve içinde ne olduğu bilinmeyen yiyecekler.
Diyet Yaparken Dikkat Etmemiz Gereken Hususlar
Diyet programında önerilen yiyecekler önerilen miktarda ve önerilen zaman diliminde yenmelidir. Yiyecekler önerilen miktardan fazla yenirse kan şekeri yükselir (hiperglisemi), önerilen miktardan az yenirse kan şeker düşer (hipoglisemi) ortaya çıkar. Her iki durumda kan şekeri kontrolünün bozacağını unutulmamalıdır. Beyaz ekmek yerine kepekli ekmek tercih edilmelidir. Öğünlerde mutlaka sebze ve salata yenmelidir. Kabuğuyla yenilebilen meyvelerin kabuğu soyulmamalıdır. Meyve, meyve suyuna tercih edilmelidir. Kuru baklagillere (kuru fasulye, mercimek, barbunya gibi) öğünler de sıklıkla yer verilmelidir. Balık eti ve tavuğun beyaz eti, kırmızı ete tercih edilmelidir. Kırmızı et yağsız tüketilmelidir. Etli yemeklere yağ eklenmemelidir. Haftada 1- 2 yumurta tüketilmelidir. Yağsız veya yarım yağlı diyet sütleri içilmelidir. Salatalara bir tatlı kaşığı zeytinyağı katılabilir.
Hazır gıdalardan ve salamuralı gıdalardan tüketmemelidir. Ev yemeklerini tercih etmelidir. Dışarıda hazırlanan yemeklerde kullanılan yağın cinsini ve miktarını bilemeyiz. Süzme yoğurt yerine taze yoğurt tüketilmelidir. Tatilde ve yolculukta diyetlere uyulmalıdır. Her gün en az 0,5-1 saat yürüyüş yapmalıdır. Asansör yerine merdivenleri kullanmalı, yemek bitince sofradan kalkmalı, yiyecek alış verişinde yasaklar unutulmamalı, yavaş yemeli, lokmalar küçük olmalı, iyi çiğnenmeli ve sigara içmemelidir.
|
|